Geri Dönüs Güncesi -II- - (23.12.2004) |
Geri Dönüs Güncesi -II-
-Mutlu seyahat etmek isteyen, hafif seyahat etmelidir.
Antoine de Saint Exupéry
Andirin. Ev. 22 Aralik, Carsamba
19:08
Insan nasil yayiliyor, genisliyor, dagiliyor hemen. Gidecegim günü düsündükce huzursuz oluyorum. Bu kücük cati kati odasina geldigimde, kendi kendime söz verdigimi hatirliyorum; burayi hep toplu tutacak, asla dagilmayacaktim. Böylece ayrilacagim gün gelip cattiginda yapacagim tek sey, dolabin icinde derli toplu duran esyalarimi bavullara yerlestirmekten ibaret olacakti. Ancak ben ne yaptim? Duvarlara fotograflar yapistirdim, pencerenin önüne kaktüslerimi dizdim, masanin üzerine defterlerimi, kitaplarimi serdim. Sanki gecmisin ya da gelecegin olmadigi bu “simdiâ€? baglaminda, fotograflarim beni bicakla kesilmis olan hayatimin bundan öncesine ve bundan sonrasina baglayacakti, sanki kaktüslerim büyüyerek burada da bir yasam sahibi olunabilecegini, o yasamin tasinabilecegini kanitlayacakti bana. Daginiklik, yasanmislik belirtisiydi nasil olsa. Ama, ah, nasil tasiyacagim kendimi simdi geri?
Tam iki ay oldu bu eve geleli. 22 Ekim sabahi Osmaniye'deki otelden ayrilirken, burada bir evin bizi bekledigini bilmiyordum. Kampta birer konteyner vereceklerdi bize; sagda yatak, solda masa, bir de isitma sistemi olmadigindan her daim soguk olan kücük bir banyo. Sonra altimizi bu eve getirdiler. Ne büyük bir mutluluktu, bes ayin sonunda tekrar bir ev baglami icine girmek. Üstelik en üstteki cati kati odasini kavgasiz gürültüsüz kapmistim. Evet, ufacik tefecikti ancak kendine ait bir banyosu vardi. Cocuklugumda hayalini kurdugum gibi, catiya referansli meyilli bir de tavani. Prenses suiti adini verdiler oraya. Kiskanir gibi göründü hepsi ama, ancak kücük ebatta bir insani barindirabilecegini bilerek ve kocaman, deri koltuklu odalarina sükrederek.
Genis ve güzel bir de mutfagimiz vardi en alt katta. Pek cok aksam yemekler pisirdik burada. Temel maddesi patates olan pek cok Alman yemegi ögrendim. On iki saatlik mesailerimiz sonunda bu masanin etrafinda dört Alman, bir yari Alman yari Türk, bir de ben toplanip bambaska dünyalarimizdan cekip cikardigimiz hikayeler anlattik. Önemli olan anlasilmak filan degildi, yabanciligi yenmekti belki sadece, belki de kendi sesini duyarak mevcudiyetinden emin olma cabasiydi. Sonra gitmeler basladi. Gelmeler basladi akabinde. Yani “degismelerâ€?. Giden birinin yerine gelen bir baskasi, ve benim her nasilsa sabitligim. Veda etmenin anlamsiz oldugu bir yer burasi. Öyle gidip gelmeler söz konusu ki, bir gün önce bir daha asla görmeyecegine inandigin icin sarilip ayrildigin halde, ertesi gün ayni kisiyi kapinin önünde buluveriyorsun. Günler bir öncekinin devami olmaktan cok uzak. Bu nedenle gitsen gitmis, kalsan kalmis olmuyorsun. Gitsen bile, en nihayetinde bir daire bu, bir cember, eninde sonunda durup dolasip ayni noktaya ulasiyorsun. Sadece zaman gecmis oluyor. Bunu bile ancak hava degistigi, günler erken kararmaya basladigi icin anlayabiliyorsun. Yarim saatlik yollar giderek, ayda bes bin kilometreyi deviriyor ama yine sonunda ayni –basladigin demeyecegim, ama sürekli gecip durdugun- noktada buluveriyorsun kendini. Arkada Andirin Nehri, önde cam agacli tepeler. Önünde Ceyhan Nehri, arkanda alabildigine uzanan düzlük olsa ne fark eder?
Simdi tüm kalabalik gitti evden. Noel icin evlerine döndü bir kismi. Onlar geri döndügünde bu sefer ben gitmis olacagim. Kala kala üc kisi kaldik evde, birisi de yarin yolcu. Neyseki Yesilkent'teki iki kisi –buz palyacosunun uzun boylu sahibi ve deli adam vole- noel aksami buraya gelecekler. Ev yeniden dolu, yeniden sese doymus olacak. Bundan bir süre önce evin en üst katindan bile duydugum, mutfaktakilerin bagiris cagiris hep bir agizdan konusmalarini, gülmelerini, kapilari carparak girip cikmalarini, sessizlik arayisima ve uykuma bir sabotaj olarak görüp onca kizmis olan ben, simdi bu kargasayi, bu basibos birlik duygusunu özlüyorum. Gidecek olan olmak, hep bir ic muhasebeyi beraberinde mi getiriyor acaba?
Dönüsüm zor olacak. Zira sadece bavullarim degil, eteklerim de agir. Döktügüm tüm taslar yerine, yenilerini topladim dag yamaclarindan.
Andirin. Kamp. 23 Aralik, Persembe
10:50
Yogun kar yagisi. Göksun yolu kapanmis. Bu durumda Yesilkent'tekilerin yarin buraya gelmesi mümkün olmayabilir. Büyük sehir cocugu olarak, kisin kapanan köy yollari TRT haber bülteni spikerinin duygusuz anonsundan öte bir gerceklik tasimamisti buraya gelene kadar. Iste simdi, “yolâ€? ne demek daha iyi anliyorum. Yol sana, senin fiziksel yetersizligine, teknolojik sinirlarina karsilik, daglarin arasindan sevdiklerine ya da mecbur olduklarina ulasmana imkan veren bir büyü. Ve her büyü gibi doganin güclerine tabi. Doga büyüyü bozmak istediginde ya öpücük verip Pamuk Prenses'i uyandiracak Prensin yolunu aciyor, ya da yollara kar yagdirip, gecitleri imkansiz kiliyor.
Yedi gün sonra havaalaninin yolunu benim icin acacak mi? Kalmam ya da gitmem onun icin fark etmeyecegine göre, kendisini en cok eglendirecek oyunu sececek mutlaka. Beni bata cika gönderecek buradan. Kimbilir Ankara semalari ucagimi nasil karsilayacak?